Sayfalar

12 Kasım 2011 Cumartesi

Misafir Terliği..


Zamana “Sen dur, ben geçerim” deyip istediğimiz bir yerinden geçebilmek mümkün değil midir acaba? “Yaşlanıyor muyum” sorusu ruhun mu, yoksa bedenin sorusu mu ve bu sorunun bir yaşı var mı?

Oyun yaşındayım, sokaktayım, çocuklar zar zor beni takıma almışlar, hem de kaleci yapmışlar. Maçın en heyecanlı bölümü, kız olduğum hâlde kaleci olabilmenin haklı gururu içindeyim ve o an annemin sesi geldi: “Kızlar kek yaptım size, hadi gelin de balkonda çay içelim”.

Ertesi gün, evcilik oynuyoruz, tam anne,baba, çocuk seçmesi var. Küçücük evimizden yine annemin sesi ve yine aynı kek. “Allah’ım bizim balkondan nefret ediyorum!” Mecbur çıkarsın yukarı, millet aşağıda oynarken sen balkondan onları izler, annenle çay içer ve kek yersin. Annemin yüzünde, tabii o zaman anlamadığım bir mutluluk ifadesi. Bir balkon, kek ve çay insanı neden bu kadar mutlu edebilir ki sokakta oyun oynamak varken.

Tabii şimdi şimdi anlıyorum, kadıncağız evinin işini bitirmiş, bizimle zaman geçirmek için de bize kek yapmış. Zaten bizim düzenimiz bozulmasın diye hayatındaki bütün aktivitelere mola vermiş, kimseyle görüşmüyor, tek zevki bu. Bizim arkadaşlarımız var, ama onun yok. O zamanlar bunu anlayabilmem mümkün mü? Keşke şimdi zamanımız olsaydı da keki ben yapsaydım.

Gençken, bu sefer de bayram telaşı, temizlik, pasta börek, bayram şekeri, misafir terliği… Bir koşturmaca bizim evde. Koşturan da hep annem yine. Bende şartlar arifeden başlıyor. Bir yere gitmem, misafir gelirse çıkmam, kahve yapmam, çay vermem. İçimden de “Kimse gelmese de akşama kadar yatsak” diyorum.

Bir de dalga geçeriz. Deli mi bu insanlar, ben sana, sen bana, birlikte diğerine. Oyun oynar gibi ev gezmesi yapıyorlar. Aynı gün içinde birbirlerine gidip geliyorlar. Daha da komiği, nasılsınız seremonisi. Herkes oturur:

– Nasılsınız?
– İyiyim teşekkür ederim, siz?
– Çok şükür…

Kısa bir sessizlik, kombinasyon değişir, bir yandaki diğerine:
– Nasılsınız?

Yahu daha iki dakika önce sordular, cevapladılar, sen sorana kadar fenalaştı mı ki? Sonra hava muhabbeti, sağlık, siyaset ve kalkma zamanı geldi.

Üç kurbandır Bakü’deyiz. Bayram, bayram gibi değil. Yatıyoruz ama hiç zevkli olmuyor. Bu bayram Hakan dedi ki “Herkese bayramcı gideceğiz”. Hemen atladım, “Ben de öyle düşünmüştüm, bu sefer adam gibi sarmalı, börekli, şekerli bir bayram geçirelim”. Kayra’nın da ilk Kurban Bayramı zaten. Gidelim, gelsinler.

Bayram temizliği yaptık, bayram şekerleri aldık, misafir terliklerini hazırladık. Misafir terliği gerçekten önemli bir şeymiş. Ortalama numara alınacak, koyu renkli olacak. Erkeklere kolay da kadınlara hâlâ bulamadık istediğimiz gibi, çok ayıp oluyor.

Kayra’yı uyuttum, gecenin bir yarısına kadar yaprak bile sardım, ne zor şeymiş o. Saatlerce sar, iki dakikada bitiyor, hiç akıl işi değil.

Velhasıl biz bu bayram eski usul hazırlık yaptık. Bayram sabahı güzel bir kahvaltı organize ettiler, el öpüldü, harçlıklar dağıldı. Kayra ilk bayram harçlığını aldı.

Güzel geçirdik ama eskisi gibi olmadı. O şikâyet ettiğim bayramlar gibi olmadı. Sanırım bundan sonra da olmayacak. Yenilerin ayrı bir havası olsa da eskisi gibi olmayacak.

Son zamanlarda, ufak tefek şeyler üzerinde düşünürken yakalıyorum kendimi. Bazı kelimeler beynimde çok fazla dönüyor. Bana bir şeyler anlatmaya çalıyorlar ama anlayamıyorum. Sanki bir çizginin ortasındayım, ayağımın biri bir tarafta, diğeri karşı tarafta.

Bir tarafta gelenekçi, ufak tefek ince kuralları düşünen, oturma adabından kalkma adabına, yemek adabından konuşma adabına, misafir adabından gezme adabına, çocukla konuşma adabından yaşlılarla konuşma adabına kadar irdeleyen, sorgulayan biri var. “Adap” kelimesini çok seviyorum. Neyin nasıl yapılması gerektiğini, usulünü simgeliyor sanki. Saygılı bir şekilde nasıl yaşanması gerektiğini anlatıyor.

Diğer tarafım soruyor? Gerçekten gerekli mi? Şu modern (!) ve hızlı yaşanan dünyada, bu çizgisiz kurallar, yoktan yere zaman ve enerji mi kaybettiriyor bize. Sabrımız mı yetmiyor, bunları düşünüp uygulamaya. Yoksa bencilleştik mi. Sanki daha bireysel, kendi evimizin içinde, kendi hâlimizde yaşıyoruz. Bu tür ince davranışları angarya olarak görüyoruz. Hatta bu tür hareketlerle karşılaştığımızda oldukça şaşırdığımız bile oluyor.

Ben utanıyorum. Bilip de yapmayı beceremediğim için utanıyorum. Belki de biraz daha yaş almam gerekiyor. Şu anda elimdeki yaş sadece farkına varmamı sağlıyor. Bir iki yaş daha aldığım zaman neler yapacağım neler…

Bu yaşlarımda, bir gün gelecek, ben de anneannem gibi “Çocuklara harçlıklarını işlemeli mendil içinde vereceğim!” diye hayal ederken, diğer tarafım, artık zamane çocuklarının, içinden parayı alıp anlam veremedikleri işlemeli mendili tekrar elime tutuşturacaklarını söylüyor.  

6 yorum:

hülya dedi ki...

Deyyancim haddim olmayarak diyeyim yazi hususunda epey yol aldin...Her yazi bir oncekinden daha guzel diye dusunuyorum.Dogru yoldasin bence...Hergun heyecanla acaba bugunku yazi nedir diye bekliyorum...Basarilar...

HAKAYDE dedi ki...

Çok teşekkür ederim hülya ablacım sizin fikirleriniz benim için çok önemli gerçekten. Her ne kadar senin bloğuna yetişemesek de çabalıyoruz:) ( Tahinli kurabiyeyi unutmadım daha:))

oykudefteri dedi ki...

merhaba
bu yazınız aklıma hemen ibrahim tenekeci’nin “biz misafiriz ve dünya misafir terlikleri” dizesini getirdi.
sonra, âdâb deyince siz, aklıma gülten akın’ın şu güzel dizesi geldi: “Ah, kimselerin vakti yok, durup ince şeyleri anlamaya”
bir şiir saati programımızın daha sonuna geldik efendim, bir dahaki sefere görüşmek üzere, hoşçakalın:)

HAKAYDE dedi ki...

İşte dizeler - dizeler - dizeler, bu kadar sihirliler. Benim 60 satırda kıvrana kıvrana anlatmaya çalıştığımı, iki satırda ne güzel de özetlemişler. Teşekkürler:)

Adsız dedi ki...

Bayram kahvaltılarının lezzetini masadakiler birer birer eksilince anladık belki. Bayramda naftalin kokan dolaplardan çıkan kolonyayı. Mendilleri. Mario gibi o kapıdan çıkıp o kapıya giren insanların kaç kapı kaldı gezilecek hesabı:) 3 günü 3 bayramlıkla geçiren şanslı çocukluk.

sek güzeli dedi ki...

yazı bitti ama gözlerimden süzülen yaşlar dinmek bilmiyor fazla kalbime dokundun sanırım =) kayseriden edirneye uçup aile sarılasım geldi, sevgilime iş çıkısı gel diziyi bende izleyiz meyvede hazırlarım bahanesiyle özlem gidermeye çalışınca anladım babamın nar ayıkladım hadi gel bahanelerini , modernlik ile alaturka arasında mekik dokuyanlardanım bende amaaa özel günlerde alaturkanın hissiyatı çok başka

Yorum Gönder

Siteden yapılan alıntılar tek koşul altında izin kapsamındadır: Alıntı yapılmadan önce izin alınmalı,alıntı yapıldıktan sonra, sitenin adresi görünür ve okunur tarzda yazılmalıdır. İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yapılan alıntılar, özellikle de yazıların başka isimler altında yazılmış gibi gösterilmesi,5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
 
Powered by Blogger