Sayfalar

28 Şubat 2013 Perşembe

%100 Düşünce Gücü


Kayra Fim nasıl doğdu? Önceki yazılarımda ucundan kıyısından bahsetmiştim ama istiyorum ki baştan sona hikayesini kayıt edeyim. Bu tür geleceğe mektuplarda beni cezbeden, yıllar sonra okunduğunda hissedilen duygular.
Günlüklerde,  dosyalanan gazete küpürlerinde, ders notlarında, akıl defterlerimde yaşarım bu duyguları. Listelemeyi severim, kaydetmeyi ve biriktirmeyi severim. Nedeni geri dönüş sahnelerindeki renklerdir.
Bu aynı zamanda bir hayalin gerçekleşmesinin öyküsüdür.

İKİ MUM, İKİ DOĞUM


Son yazımdan bu yana epey zaman geçti. Beynimin bir bölümü  hakim sekreteri gibi hayatı yazmaya devam etse de, bunları gerekli mercilere aktarmakta problem yaşıyoruz.
İçimdekileri parlak ambalajlara sarsam da edebi bir yazı mı yazsam, günlük formatında hayatın akışını mı kopyalasam, bir işyerinin bebek misali sancılı doğumunu mu kayıt altına alsam, oğluşkinin iki yaş parantezini mi açsam bilemedim.

11 Aralık 2012 Salı

Sıradışı Düşünme Eğitimi


     Akıl, beyin, zihin, zeka, düşünce gibi kavramların ne oldukları hangi çerçevede değerlendirilmeleri gerektiği daha net olarak belirlenemedi. Bu nedenle de her gün karşımıza farklı bir araştırma çıkabiliyor. Herkesin bildiği bir şey var ki insana dayalı keşifler her zaman soyuttur. Soyut olan her kavram da tartışmaya açıktır. Ve hiçbir zaman soyutun sınırları yoktur.

10 Aralık 2012 Pazartesi

Kayra Ferdi İnkişaf Merkezi


Sonunda Mega Matematik eğitimci eğitimlerimi de tamamladım ve evime döndüm. İki gün dinlendim ve bugün itibariyle de kendi çapımda mesaime başladım. Hatta hayatımda yeni bir döneme başladım da denebilir.  En son 2007-2008 yılları arasında bu kadar yoğun bir o kadar verimli bir dönem geçirmiştim. 
Telefonlar gelmeye başladı artık “Tamam kurslara gidiyorsun, bir şeyler oluyor, yoğun bir çalışma içerisindesin ama içerik ne anlat biraz artık bize”  diye.  Aslında ben tanıtım için  tam anlamıyla merkezin açılmasını bekliyordum  ama gelen tepkilerden anladığım kadarıyla bu konuda  biraz acele etmem gerekiyor.
İş tam anlamıyla sistemleşmeden burada da yazmak istememiştim aslında fakat biraz bilgi versem hiç fena olmayacak sanırım.

4 Eylül 2012 Salı

1 Ya da 0


İnsan beyni bir boyutu algılamak için ikinci bir boyuta ihtiyaç duyar. Büyük ya da küçük. Çünkü kıyasla çalışır. 1 ya da 0. Var ya da yok.
 Fakat ortaya üçüncü bir boyut seçeneği çıkarsa kafa karışır. Büyükten küçük, küçükten büyük. Biz buna kısaca orta diyoruz. Orta, sıradanlıktır aslında. Sıradanlık, sıkıcıdır kimi zaman. “Arayış” sıradanlığın katilidir aynı zamanda. Farklılık, eski kafalı dünya da yeniden doğuş.

25 Ağustos 2012 Cumartesi

Karanlığa Melodi Mırıldanmak

1.5 aylık yoğun bir tempodan sonra sonunda evimizdeyiz. Gelmeden önce bir ara kendimi “  Kimse bana dokunmasa, bir şey istemese ve birileri kayraya baksa, ben de birkaç gün uyuyabilsem, belki dinlenirim. Okumaktan yazmaktan falan artık vazgeçtim, sadece hareket etmeden uyusam. Bunun adı sanırım tatil. Keşke tatile çıkabilsem. Ama dur bir dakika, ben şu anda zaten tatildeyim. Bu işte bir yanlışlık var ama neyse. Sanırım ben Baküye gidince dinlenicem” diye uzayıp giden ve içinden çıkılamaz bir hal alan düşüncelerin ortasında yakaladım. Bu bir buçuk ay kesinlikle Kayra’nın tatiliydi ve bence güzel bir tatil geçirdi. Şahsen onun yerinde olmak isterdim.

31 Temmuz 2012 Salı

Kelime Molası

http://www.deyyan.com/?p=801

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Ruhsuz Robot

15 Mayıs 2012 Salı

camdan esaret

13 Mayıs 2012 Pazar

Geciken Mektup

23 Nisan 2012 Pazartesi

Yaşamın Altı Tutarsa

19 Nisan 2012 Perşembe

İçi Geçmişler

14 Nisan 2012 Cumartesi

Kadın Gibi Erkek

5 Nisan 2012 Perşembe

Hayata Bir Ters Bir Düz

31 Mart 2012 Cumartesi

Patron Kim

Okumak için sayfamızaaa
http://www.deyyan.com/?p=607

27 Mart 2012 Salı

Melekten Rehber

23 Mart 2012 Cuma

Kim Bilir?

20 Mart 2012 Salı

Od Çerşembesi

Artık kendi sayfamdayım.
http://www.deyyan.com/?p=549

17 Mart 2012 Cumartesi

Veda

Kendimi bildim bileli yazmayı severim. Hatta ilk hayâli kahramanlarım defterim ve kalemlerim oldu. İlkokulda hayatımın ilk günlüğüne  “Sevgili günlüğüm, bugün okulda ki kompozisyon yarışmasında birinci oldum. Öğretmen bana bir kalem hediye etti, hem de silgili. Şimdi sana bu kalemle yazıyorum. Yoksa kıskandın mı? Kıskanma seni de seviyorum ama kalemim de çok güzel, hem de silgili”  diye yazmışım. Benim için ne kadar değerli ve kırılgandı onlar. Bir yandan defterimin üzülebileceğini düşünüyor diğer taraftan da kalemimin sevincini paylaşmaya çalışıyordum. O kadar canlıydılar ki benim için. Onlar  arkadaşımdı.

Baküye geldiğimizde çalışma hayatına mecburi mola vermiştim. Aradaki enerji farkını eğitimle kapatmak istedim. Kayra doğana kadar da bir çok alanda kısa süreli eğitimler aldım, yeteneklerimi sınadım, enerjimi değerlendirdim, beynimin tembelleşmesini engelledim, farklı insanlar tanıdım, kendime çok şey kattım. Kayra doğduktan sonra ise farklı bir rolle yepyeni bir hayata başladım. Dışarıda daha dingin, içeride derin ve karmaşık.

Ben kadınların,  kendilerini silmeden anne olmaları taraftarıyım. Hayatlarının bir köşesinde mutlaka beslenme kanalı bırakmak zorunda olduklarını düşünüyorum.
 Bebek anne karnında ve hatta ilk altı ay dışarıdan direkt olarak beslenemiyor, besin ve kan akışı anneden geliyor. Kadın bebeğinin iyi beslenmesi ve sağlıklı olması için kendine bakmak zorunda. İşte bu mantık hayatta da geçerli. Aynı şekilde kadın yaşamda da beslenme kanalını açık tutmalı ki çocuğunu sağlıklı büyütebilsin.

Ben de bu mantıkla evde ne yapabileceğimi düşünürken Hakan yazabileceğimi söyledi. Diğer taraftan da devamlı anne çocuk bloglarını geziyordum. Ben de böyle bir blog açabilirim ve Kayrayla ilgili öğrendiklerimi aktarabilirim diye düşündüm. Böylece kendime ait kelimelerimi insanlarla paylaşabileceğim bir alan yaratmış oldum. Kayrayla birlikte dünyaya küçük bir pencere açmış oldum. Bu ara sıra benim nefes almamı da kolaylaştırdı.

Satırlar kimi zaman bunaldığımda kaçtığım bir köşe oldu, kimi zaman mutluluğumu paylaştığım bir dost. Kafamı karıştıran konulara, düşündüren kavramları, öğrendiğim bilgileri, kızgınlıklarımı kelimelerimle paylaşmayı sevdim.

Ben çoğu zaman bloğuma evimin bir köşesi gözüyle baktım. Bu mantıkla anlatmam gerekirse de şu anda bulunduğumuz dairede  (www.deyyan.blogspot.com) misafirdik bugüne kadar. Blogger bizi güzel ağırladı. Çok büyük problemler yaşamadık fakat  hayalimde hep kendi evime (sayfama) geçmek vardı. Hatta bu ortaokul liseden gelen bir hayaldi desem yalan olmaz. Ara sıra adımın internet adreslerine bakardım hepsi de alınmıştı. Ümidimi kaybettiğim bir nokta da Hakan sürpriz yaparak istediğim evi (kendi adıma internet adresi) satın aldı.

Günlerce hatta bir aya yakın bir süre mobilyasına ( sayfa tasarımına) baktım. En sonunda yine ilk tasarımın bizi ifade ettiğine karar verdim ve aynısını buldum, aldım. Yerleştirdim. Sonra eşyaları ( yazıları ve fotoğrafları) taşıdım, tek tek düzenlemeye çalıştım. Daha önce bu işi yapmadığım için bazen küçük problemler benim günlerimi aldı. Araştırdım, denedim, yardım istedim ve sonunda hallettim.

Arkadaşlarıma gösterdim “Bir şey değişmemiş ki sen ne için uğraştın” dediler. Önce moralim bozuldu. Aylardır ince ince uğraştığım çabam görünmüyordu. Sonra fark ettim ki hayatta sarf edilen her çaba değişim için değil, kimi zaman var olanı korumak içindir. Bunu fark etmeyen nice kişi “çalışıyorum, olmuyor” diye elindekini bırakıp, bulunduğu konumdan çok daha geriye gitmiştir. O anda gülümsedim “Eğer bir fark yoksa şimdilik başarmışım demektir”.

Kendi kendime hedef koydum; “Bloğumun giriş sayısı 20.000 olduktan sonra taşınmak istiyorum” dedim ve dün bu sayıya ulaştık. Artık sizi yeni evime davet edebilirim. Adres www.deyyan.com .Yeni taşındığımız için ve çocuklu olduğumuz için ufak tefek eksiklerimiz olabilir yavaş yavaş halledeceğiz inşallah.

Yazmak benim hayattan beslenme kanallarımdan bir tanesi. Teknoloji sayesinde bunları paylaşabiliyorum ve muhafaza edebiliyorum. İlerde ben olsam da olmasam da Kayra bunları okuyacak ve kendi hakkında, bizim hakkımızda ve hayat hakkında birçok şey öğrenecek. Ona bırakabileceğimiz miras ancak bu kelimelerdir.



15 Mart 2012 Perşembe

Nahif Kültür

Anneannemin meşhur bir sandığı vardı. Hayatımda belki de en merak ettiğim şeydi o sandığın içindekiler ama hiçbir zaman öğrenemedim. Misafir geldiğinde sessizce yatak odasına gider, kapıyı kapatırdı.

Dikkatle dinlerdim kapıyı. Tık tık iki dil sesi, arkasından ince bir gıcırtı ve sandık açılır. Tak diye duvara yaslanır. Sonra haşur huşur poşet sesleri arasından bir şeyler çekiştirilir. Tekrar ince bir gıcırtı, tak kapak kapandı ve yeniden tık tık iki dil sesi. İşte en önemli kısım burada başlıyordu. O anahtarın gizli yerine yerleşme sesi. Ama nedense o andan itibaren ses kesilirdi. Bir türlü o anahtarın yerini bulamamıştım. Kâh bulsam da ondan izinsiz açamazdım ama belli de olmazdı. Beklide içimdeki merak, şeytanı dürter ve deneyebilirdim ama bu benim sonum olurdu. Annem ve dedem de dahil olmak üzere evlendiğinden itibaren o sandığın içini kimse görmemişti. O onun gelin sandığıydı. Öldükten sonra da görmek kısmet olmadı belki de hafızamdaki büyülü sandığın bozulmaması gerekiyordur. Belki de benim hayalimde o sandığı her seferinde ayrı ayrı doldurup boşaltmam gerekiyordur.

O odadan çıkmadan hemen kaçardım.. Elinde bir iki mendil veya poşetle gelirdi. Bu insanların evlerinde her zaman hediye köşeleri olurdu. Düne kadar nedense ben hayatın bu ayrıntısını rafa kaldırdığımı fark etmedim. Halbuki bir sürü hediyeler aldım, utandım, içimden gelse de vermeyi beceremediğim zamanlar oldu. Yani bu kelime hayatımda hep günceldi ama hediye kutusunu yine de atladım. Ta ki yaşam koçlarımdan birisi hediye çekmecesini açıp kareli küçük bir elbezi uzatana kadar. Orda kilitlendiğim hediyeden çok çekmece kavramıydı. Hissettiğim ise eli boş gitmenin verdiği utanmışlık.

Hediyeleşme kültürü modern zaman içerisinde özel günlere has görünse de öyle değil. Bu sanılandan daha naif bir kültür. Gidilen eve eli boş gidilmez, evine gelen misafir eli boş gönderilmez.Hele çocuklar asla ihmal edilmez. Bu demek oluyor ki her zaman hazırda: yaşa, cinsiyete ve uygun konuma göre hediyelerin olmalı.

Çoğu insan hediyenin mahiyetini ve fiyatını kendisine verilen değerle bir tutar. İşte bu görgüsüzlükten ve kültür eksikliğinden kaynaklanan bir düşünce yapısıdır.
Hediye alanı da vereni de eğiten bir kavramdır. Vereni bencillik konusunda eğitir. Çünkü vermek ilkel insan için çokta kolay bir davranış değildir. İnsan almayı sever. “Ben” kelimesini, “benim” kelimesini sever. Bir eli paketi uzatırken diğeri kaşınır. Karşılığını bekler, ya da ödemesi gereken bedelin ne olduğunu merak eder.

Oysa bu ne güzel bir terbiyedir. Alanın eğitimi ise kendini özel hissetme ve mutluluk duygusuyla başlar. Bunun bir silsile olduğunu fark etmesiyle devam eder. Zaman gelir onun da bir hediye köşesi olur.

Azerbaycan da bu hediyeleşme ciddi bir konudur ve bu adet özenle uygulanır. Özellikle de paketleri ve çantaları, ayrı satılır ve ücretlendirilir. Bu gerçekten ilginç bir ayrıntıdır. Küçük kadife yüzük, kolye kutuları bile ayrıca satın alınır. İlk zamanlar insanlara bu garip gelir. “ O kadar para verip bir şey satın alıyorum çantasına ve paketine de ayrı mı para vereceğim” diye düşünülür. Dikkat edilirse paketler, çantalar çeşitli ve biraz da maliyetlidir. Burada hediyeleşme çok fazla olduğu için doğal olarak sektör kendi içerisinde yeni bir alan doğurmuştur. Bu da çoğu insan için ciddi bir gelir kapısıdır. Hediyenizi sıradan bir poşete koymazsınız. Özel olarak gider onlarca kağıt çanta arasından bir tane seçer ve satın alırsınız. Bu hareket birazcık gösteriş koksa da, olumlu düşünülüp hediyeye gösterilen özen, olarak algılanabilir.

Kişiye özel hediye almak tabiî ki güzeldir ama özel günler dışında oldukça zaman alan bir şeydir. Özelliklede kişinin zevki değişkense veya tam bilinemiyorsa bu iş eziyete dönüşür. Bunun yerine “Anneannem sistemi” gördükçe alıp biriktirmek hem zaman açısından hem ekonomik açıdan daha avantajlı görünüyor. Ayrıca beklenmedik bir zamanda verilen hediye çok daha eğlenceli oluyor.

  Bu konuda başarılı insanları takdir etmeyi bir kenara bırakıp ciddi bir öz eleştiri yapmak lazım. Hediye alan konumundan, veren konumuna geçmek lazım. Şimdilik sandık dolduramasam da belki güzel küçük bir kutu edinebilirim.

Siteden yapılan alıntılar tek koşul altında izin kapsamındadır: Alıntı yapılmadan önce izin alınmalı,alıntı yapıldıktan sonra, sitenin adresi görünür ve okunur tarzda yazılmalıdır. İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yapılan alıntılar, özellikle de yazıların başka isimler altında yazılmış gibi gösterilmesi,5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
 
Powered by Blogger